Fikir dünyasında yolunuzu bulmaya çalışırken, denizlerin dalgalı, kılavuz gemilerin ise parmakla sayılacak kadar az olduğu dönemler vardır. 1990’ların ortasında, lisans eğitimini henüz tamamlamış ve akademi kürsüsüne ilk adımını atmış toy bir araştırma görevlisiyken, tam da böyle bir arayışın içindeydim. İşte o günlerde lisans yıllarından da hocam olan Atilla Yayla’nın öncülüğünde kurulan Liberal Düşünce Topluluğu, benim için o dalgalı denizin ortasında yön duygusunu netleştiren bir fener oldu. Özgürlük, barış, hoşgörü, piyasa ekonomisi, insan hakları, adalet ve demokrasi kavramlarının bu fenerden yansıyan ışığı, genç bir akademisyenin sadece zihinsel haritasını şekillendirmekle kalmadı, akademik kimliğini kuracağı felsefî zemini de sağladı.
Bu entelektüel odağın teorik birikimini akademik dünyaya taşıyacak ve bu alandaki bilimsel boşluğu dolduracak kurumsal hamle ise çok gecikmedi. Topluluğun yayın organı olan Liberal Düşünce Dergisi, hakemli ve akademik bir mecra olarak yayın hayatına başladı. Dönemin akademik yayıncılık iklimi, bugünün çok sesli ve geniş imkânlara sahip dünyasından uzaktı; akademiye gerçekten yön veren, derinlikli periyodik yayınların sayısı çok azdı. Bu kuraklık içinde Liberal Düşünce, bizim için sadece göz gezdirip kütüphane raflarına yerleştirilecek sıradan bir akademik yayın değil, her satırı zihinsel bir serüven sunan bir başucu eseriydi. Derginin her yeni sayısını, adeta sürükleyici bir düşünce romanını hatmeder gibi baştan sona heyecanla okur, bir sonraki sayı için gün sayardık.
Akademisyenliğe ilk adımımı attığım o yıllarda Liberal Düşünce, benim için sadece zihinsel bir sığınak değil, aynı zamanda kelimenin tam anlamıyla bir kapı komşusuydu; çünkü dergi ofisiyle aynı mahallede oturuyordum. Bu yakınlık, zamanla gündelik hayatımın rotasını da çizdi. Dergi ofisi benim için sadece önünden geçilen bir tabela değil hem akademik çalışmalarımı olgunlaştırdığım hem meslektaşlarımla ve dostlarımla buluştuğum hem de o dönemin taze entelektüel atmosferini ilk elden soluduğum bir çekim merkezi haline geldi. Ayağım alışmıştı bir kere; çay ve kahve kokularına felsefî tartışmaların eşlik ettiği bu mekâna sık sık uğrar, her ziyarette zihnimi biraz daha bilerdim. Burası, fiziksel olarak aynı sokağın havasını solumanın ötesinde, yaşayan ve nefes alan bir okula dönüşmüştü benim için.
Aradan geçen otuz yıl, o günlerin heyecanını eskitmediği gibi, o mahalle mektebinin ne denli köklü bir çınara dönüştüğünü de kanıtladı. Bugün geriye dönüp baktığımda, net bir biçimde görebiliyorum ki Türkiye’de liberal düşüncenin, siyaset felsefesinin, kamu yönetiminin ve geniş anlamda sosyal bilimlerin rüştünü ispat edip ciddi bir entelektüel zemine kavuşmasında Liberal Düşünce‘nin payı tartışılmaz. O, sadece makalelerin basıldığı bir mecra olmadı; bu topraklarda farklı disiplinleri aynı masada buluşturan kurucu bir ekol haline geldi. Otuz yıldır kesintisiz bir biçimde yayımlanarak zamanın testinden geçen dergimiz, bugün TR Dizin’de taranan, akademinin katı standartlarını felsefî derinlikle harmanlayan ve alanında saygın bir referans noktası kabul edilen bir kuruma dönüştü.
Mazinin toy akademisyenine derginin editörlüğü teklif edildiğinde ilk tepkim derin bir sessizlikti. Mutluluk, şaşkınlık ve gururun iç içe geçtiği duyguların beslediği derin bir sessizlik. İlk sayıları baştan sona, adeta bir roman okur gibi deviren o genç araştırmacı ile şimdi bu satırları yazan editör arasındaki mesafeyi ölçmeye çalıştım; ölçemedim. Çünkü mahallesinde büyüdüğün, yıllar içinde bu bayrağı gururla taşımış pek çok kıymetli editörün emeğiyle büyütülmüş olsa bile, esasında kurucu hocandan devraldığın ve otuz yıldır içinde nefes aldığın bir fikir geleneğinin editörlüğü sadece bir unvan değil, her şeyden önce büyük bir emanettir.
Bu köklü mirasın ve büyük emanetin sorumluluğunu üstlenirken temel önceliğimiz; derginin otuz yıllık muazzam birikimini ve kimliğini titizlikle korumak ve onu geleceğe taşımak olacak. Liberal düşüncenin sorduğu sorular hiç eskimedi; özgürlük, siyasal meşruiyet, piyasa ve devlet ilişkisi, birey ile toplum arasındaki o ezeli gerilim bugün de güncelliğini koruyor. Ancak bu soruların sorulduğu zemin, kavramların tartışıldığı dünya artık eskisi gibi değil. Türkiye değişti, dünya değişti, akademinin yapısı ve üretim biçimleri değişti. Bu hızlı dönüşüm karşısında sorumluluğumuz; ortaya çıkan bu yeni zemini doğru okumak hem küresel dönüşümleri hem de güncel ve yerel sorunları evrensel ilkelerin ışığında anlamlandırarak onlara güçlü akademik karşılıklar üretebilmektir. Liberal Düşünce, entelektüel köklerinden aldığı güçle, bu değişen iklimin sorularına özgün cevaplar arayan canlı bir referans noktası olmaya devam edecektir.
Sayfalarını büyük bir heyecanla çevirerek başladığım bu uzun soluklu yolculuğu bugün editör koltuğunda sürdürüyor olmaktan ve bu köklü geleneğe hizmet etmekten duyduğum gururu sizlerle paylaşmak istedim.
Zamanın ruhunu ve yeni fikirleri birlikte okuyacağımız, tartışıp öğreneceğimiz gelecek sayılarda bir arada olmak dileğiyle.
Prof. Dr. Refik Yaslıkaya
Editör



